Ömer Seyfettin


Haber bülteni üyeliği



Ziyaret Bilgileri

[ Sal, 22 Ağu 2017 ]
Toplam 57 ziyaret
13 benzersiz ziyaretçi

omerseyfettin » Türkçe Reçete

       Belkıs, geniş yatağında, mavi ipek kaplı yorganının altında sıkılmış bir yumruk gibi yusyumru yatıyordu. Sabahleyin vurdumduymaz kocasıyle yine bir fasıl gürültü etmişti. Şimdi sinirleri çekiliyor, kalbi sızlıyor, başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Kendi kendine:
       - Ölüyor muyum? dedi.
       Bağırmak, geceliğini parçalamak, yerlere atılmak istiyordu. Fakat ağır bir kâbus (1) hareketsizliğiyle bir şey yapamıyor, dişlerini sıkıyor, zangır zangır titriyor, inim inim inliyordu. Feryatlarını, «Eleni» ta aşağıdan işitti. İmdadına koştu.
       - Hanımcığım, ne oluyorsunuz? Diye yorganı kaldırdı.
       - Ölüyorum, kız...
       - Ah Panayi... Susunuz! Belkıs feryadını yine tekrarladı:
       - Ölüyorum. Bu sefer ölüyorum...
       - Susunuz, kale...
       - Ölüyorum Eleni...
       - Kolonya ile bari göğsünüzü oğsam... Hayır, hayır... Yüzünüze su serpsem...
       - Hayır, hayır... Telefona koş! Dooktor Şerifi çağır... «Hanım son nefesini veriyor!» de. Araba mı bulur, at mı, otomobil mi? Kuş olsun, uçsun, gelsin! Bir dakika geç kalırsa cenazemi görür. Böyle söyle işte...
       - Peki hanımcığım!
       - Haydi koş, diyorum!
       Hizmetçi kız, aynalı dolabı, kapalı pencereleri zangırdatan bir çabuklukla fırladı. Belkıs daha yusyumru oldu. Daha keskin, daha acı inlemeğe başladı.
       Doktor Şerif onun biraz akrabasıydı. Şimdiye kadar hiç kendisini göstermemişti. Ama herkesten methini işitiyordu. «Kadın hastalıkları» mütehassısıydı. iki sene evvel mektepten çıkmış, pek büyük bir şöhret kazanmıştı. «İnsanı lâfla iyi ediyor...» diyorlardı. Belkıs çok beklemedi. Yarım saat geçmeden iriyarı, şuh bir delikanlı odaya girdi. Karyolanın yanma konulan koltuğa oturdu. Belkıs hâlâ inliyordu. Teklifsizce yorganı kaldırdı.
       - Neniz var, Belkıs Hanım?
       - Ah doktor, siz misiniz?
       - Evet, bendeniz...
       - Görmüyor musunuz, ölüyorum işte...
       - Görüyorum ki, bir ilkbahar sabahı kadar pembe, bir dişi kaplan kadar kuvvetli/yeni açan bir gül tomurcuğu kadar sağlam, yaşıyorsunuz!
       Belkıs, azıcık doğruldu. Kaşlarını çattı:
       - Rica ederim, şairliği bırakınız, dedi, hastayım. Bana bir ilâç veriniz.
       Doktor güldü:
       - Hah... şöyle! Biraz doğrulunuz bakayım.
       - Hiç bir tarafım tutmuyor!
       - Gayret ediniz.
       - Oh, oh...
       - Ben de yardım edeyim.
       Nazik doktor, Eleni'nin şeytan bakışları altında, kollarının çıplak yerlerine dokunmamağa çalışarak hastasını doğrulttu. Arkasına, yanlarına yastıklar sıkıştırdı. Oturduğu koltuğu yatağa iyice bitiştirdi. Kendi eviymiş gibi hizmetçiye:
       - Haydi kızım, sen de bize birer şekerli kahve yap! Dedi. Sonra cebinden çıkardığı altın bir tabakadanyaldızlı bir sigara çıkardı. Belkıs'a uzattı:
       - Şunu alınız bakayım.
       - İçmem doktor.
       - İçinize çekmezsiniz. Hele bir yakımz.
       Kendi de bir sigara yaktı. Dereden tepeden konuşmağa başladı. Daha kahve gelmeden ikinci sigaraları yakmışlardı. Belkıs açıldı. Doktor tıpkı bir kadın gibi konuşuyordu. Hep son günlerin dedikoduları... Sevenler, sevişenler... ayrılanlar, barışanlar... intihar teşebbüsleri... kadınlık hukukuna dair fikirler... Belkıs: «Biz Avrupa kadınlarından çok talihsiziz. Onların büyük elemlerini uyutacak birçok teselli melceleri (2) var!» diyordu.
       Doktor sordu:
       - Bu melce neresi?
       - Manastır! Orada bir kadın bedbaht oldu mu, kilisenin ağuşunda (3) ezelî bir teselli bulur.
       Doktor;
       - Bırakınız rica ederim, diye güldü, böyle melce olmaz olsun. Diri diri mezara girmek!... Bilâkis bizim kadınların melcesi ne lâtiftir!
       - Bizim melcemiz neresi?
       - Bilmiyor musunuz?
       - Hayır.
       - isviçre.
       Belkıs, beyaz, çıplak kollarını, sık, kumral saçlarım sarsan bir kahkaha ile güldü. Türkiye'de bedbaht olduktan sonra âşıkıyle İsviçre'ye itikâfa çekilen bir hanımdan bahsettiler. Bir saat süren gevezelik Belkıs'e bütün ıstıraplarını unutturdu:
       Doktor: «Size doyum olmaz!» diye gülerek müsaade istedi. Ayağa kalktı. Güzel hastasının elini öperken, o:
       - Fakat bana bir ilâç! Dedi.
       - Başüstüne!
       Diye eğildi. Cebinden çıkardığı maroken defterden bir yaprak kopardı. Kurşunkalemi elinde düşünüyordu.
       - Aman doktor acı bir şey olmasın.
       - Peki. Dedi.
       - Hap, kaşe' filân da olmasın, iğrenirim.
       - Peki.
       - Toz da olmasın, genzime kaçar gibi oluyor.
       - Peki.
       - Harici ilâç da istemem. Kokusuna dayanamıyorum.
       - Peki... Size öyle bir ilâç vereceğim ki, bir anda hiç bir ıstırabınızı bırakmayacak. Ne başınızda ağrı, ne içinizde sıkıntı, ne gönlünüzde, üzüntü kalacak!
       - Ah...
       - Evet...
       *
       Doktor Şerif gülümsedi. Yazmağa başladı. Belkıs yan gözle yazdığına bakıyordu :
       - ... Doktor, Türkçe mi yazıyorsunuz? Dedi.
       - Evet!
       Türkçe reçete olur mu hiç?
       - Niçin olmasın?
       - O halde siz de demek mutaassıp Türkçülerdensiniz!
       - Hayır.
       - Ey niçin Türkçe yazıyorsunuz?
       - Yapacak eczacı belki Fransızca el yazısını okuyamaz, diye...
       Yavaş yavaş, düşüne düşüne yazıyordu. Belkıs uzaktan bakıyor, fakat okuyamıyordu. Gram filân, miktarını gösteren rakama benzer bir şey gözüne ilişmedi. Uzun uzun satırlardı.
       - Yoksa, Şerif Bey, bu bir kocakarı ilâcı mı?
       - Hayır, bilâkis bir genç kadın ilâcı...
       Doktor, yazdığı kâğıda imzasını attıktan sonra hastasına uzattı:
       «Belkıs Hanım fena halde asabından rahatsızdır! Başındaki ağrı, midesindeki bulantı, vücudundaki kırıklık geçmek için behemehal şu tedbirler ittihaz (4) olunacak: Her sabah soğuk su ile ellerini, yüzünü yıkamak! Moda gazetelerinde gördüğü son şekil iki tayyörü hemen terziye ısmarlamak! Ağır lûtr bir manto... «Babayan»a son gelen elmaslardan, incilerden en aşağı yedi parça hemen alınacak. Her gün temiz, kiralık bir otomobil içinde iki saat kadar bir gezinti! Bu program noktası noktasına takip edilmezse rahatsızlığın pek vahim, pek tehlikeli ihtilâtlara (5) sebep olacağını fen namına haber veririm!»
       Kadın hastalıkları mütehassısı
       ŞERİF ZEKİ

       - Nasıl?
       Belkıs güldü. Doktorun ta gözlerinin içine baktı.
       - Siz doktor değilsiniz!
       Dedi.
       - Ya neyim?
       Genç kadın azıcık daha «Duygulu bir koca, hisli bir erkek!...» diyecekti. Reçeteyi kırmızı, küçük dudaklarına götürdü. Hafifçe yutkundu:
       -  Doktordan fazla bir şey!
       - Ne?
       - Lokman! Azizim Lokman! Siz bir küçük Lokmansınız! Sizi bütün kendim gibi hasta arkadaşlarıma tavsiye edeceğim!
       Dedi...


       Ömer Seyfettin


       (1) Uykuda ağırlık basma, korkulu rüya
       (2) Sığınacak yer
       (3) Kucak
       (4) Almak
       (5) Bir hastalığın başka bir hastalığa yol açması


Yorumlar (1)
Çok güzel roman gibi biraz daha uzun olmalıydı ama bence.Okurken keyif aldım doğrusu !
Nisa tarafından | Sal, 31 Ara 2013 22:19:29 tarihinde yazıldı.





Editör Bilgileri

Oyhan Hasan Bıldırki

Emekli


Editöre Ulaşın

En Son Güncellenenler

freebsd
apiterapi
azdavay_bakirci
aramamotorlari
uyku
kazimkoyuncu
peyzaj

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi