Ömer Seyfettin


Haber bülteni üyeliği



Ziyaret Bilgileri

[ Sal, 22 Ağu 2017 ]
Toplam 37 ziyaret
13 benzersiz ziyaretçi

omerseyfettin » Yüksek Ökçeler

       HATİCE HANIM, pek genç dul kalmış, zengin bir hanımcağızdı. On üç yaşında iken, altmış altı yaşında bir kocaya vardığı için «izdivaç» denen şeyden nefret etmişti. İşte hemen hemen on sene vardı ki, erkeğin hayali zihnine, romatizma, balgam, pamuk, vantuz, tentürdiyot yığınlarından yapılmış, pis, abus, lanet bir heyûlâ şeklinde gelirdi.
       - Gençler başkadır! Diyenlere: Aman, aman... Onlar da bir gün olup ihtiyarlamazlar mı? Sonra dertlerini kim çeker?
       Diye haykırırdı. Başlıca merakı temizlikle namusluluktu. Göztepe'deki köşkünü, hizmetçi Eleni ile, evlâtlığı Gülter'le, her sabah beraber temizler, aşçısı Mehmet'i her gün traş ettirir, zavallı Bolulu oğlanı tepeden tırnağa kadar beyazlar giymeğe mecbur ederdi. Eleni de, Gülter de, son derece namusluydular. Kileri kitlemezdi, paraları meydanda dururdu. Hele Mehmet'in namusuna diyecek yoktu. Konuşurken, gözlerini kaldırıp insanın yüzüne bile bakmazdı. Hatice Hanım, köşkten hiç bir yere çıkmadığı için, işi gücü adamlarını teftişti. Habire odaları dolaşır, tavan arasına çıkar, mutfağa inerdi.
       Derdi ki:
       - Benim gibi olun! Ben, kimse ile görüşüyor muyum? Sakın, siz de komşuların hizmetçileriyle, uşaklarıyla konuşmayın. El, insanı azdırır!
       Mehmet bile, bu nasihati noktası noktasına tutmuştu. Arka bahçedeki mutfağına, değil misafir, hemşeri filân, hattâ yabancı bir kedi bile girmiyordu. Hatice Hanım, belki günde on defa iner, onu yapayalnız, tenceresinin başında bulurdu. Hatice Hanım'm, temizlik, namus merakından başka, bir de yüksek ökçe merakı vardı. Güzeldi, tombuldu, cıvıl cıvıl bir şeydi. Fakat boyu çok kısa olduğu için, evin içinde de, bir karışa yakın ökçeli iskarpinler giyerdi. Adetâ bir cambaza dönmüştü.
       Bu yüksek ökçelerle merdivenleri takır takır bir hamlede iner, ayağı burkulmadan, bir aşağı, bir yukarı, koşar dururdu. Nihayet bir baş dönmesi geldi. Çağırdığı doktor, ilâç filân vermedi:
       - Bütün rahatsızlığınıza sebep bu ökçelerdir, hanımefendi, dedi, onları çıkarın. Rahat, yünden, yumuşak bir terlik giyin. Hiç bir şeyiniz kalmaz.
       Hatice Hanım, doktorun tavsiye ettiği bu yünden terlikleri aldırdı. Hakikaten rahattı. İki gün içinde başının dönmesi falan geçti. Dizlerinde, baldırlarında sızı kalmadı. Fakat böyle, tam vücudu rahat ettiği sırada, ruhu derin bir azap duydu. Dokuz senelik adamlarının iki gün içinde birdenbire ahlâkları bozulmuştu. Eleni'yi, kendi diş fırçasıyle ağzını yıkarken, Gülter'i, kilerde reçel kavanozunu boşaltırken görmüştü. Mehmet'i, et günü olmadığı halde, bol bir sahan külbastıyı yerken yakaladı.
       - Ne oldu bunlara Yarabbim? Bunlara ne oldu, bunlara?
       Diyordu. Bir hafta içinde, adamlarının on beşten fazla hırsızlığını, yolsuzluğunu tuttu. Hele Mehmet'i, komşu paşanın neferleriyle, koca bir lenger pirinç pilâvını atıştırırken görünce, hiddetinden ne yapacağını şaşırdı. O gün her tarafı kilit kürek altına aldı.
       - Bakalım, şimdi ne çalacaklar?
       Dedi. Hakikaten çalınacak hiç bir şey kalmamıştı. Ertesi gün biraz geç kalktı. Aşağıya indi, Gülter'le Eleni meydanda yoktu. Yürüdü, mutfağa doğru gitti. Gözleri aralık kapıya ilişince, azıcık daha nefesi duracaktı. Mehmet, ocağın başında kısa iskemleye çökmüş, bir dizine Eleni'yi, bir dizine Gülter'i oturtmuş. Kalın kollarını ikisinin bellerine halattan bir kemer gibi sarmıştı. Hatice Hanım, bu levhanın rezaletini görmemek için, hemen gözlerini kapadı. Fakat kulaklarının kapağı olmadığı için, konuştuklarını duymamazlık edemedi.
       Mehmet, diyordu ki:
       - Ülen Gülter, artık sen şeker filân getirmeyon?
       Gülter:
       - Her taraf kitli, ne yapayım?
       Diyordu. Mehmet, tuhaf bir şapırtı içinde Eleni'ye de:
       - Ülen, gece niçin gelmiyon? Sana halva yapıp saklayon! Sualini soruyor, Eleni:
       - Yakalanazağiz vire! Sonra Hanım bizi kovazak! Diye çırpınıyordu.
       Aralarında çıtır pıtır bir hasbihal başladı. Hatice Hanım, gözünü açmıyor, yüreği çarparak merakla dinliyordu.
       Gülter:
       - Ah, o terlikler! dedi. Her işimizi bozdu. Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. Ne yapsak yakalanıyoruz. Eskiden ne iyiydi. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık.
       Hasbihal uzadıkça, kendi göremediği başka rezaletlerin mufassal hikâyelerini işitiyordu. Dayanamadı. Gözlerini açtı:
       - Sizi alçak, hırsız, namussuzlar! Defolun şimdi evimden! Diye haykırdı.
       Bu dokuz senelik sâdık hizmetçilerini hemen kapı dışarı etti.
       *
       Aşçı, işçi, artık eve ne kadar adam aldıysa, hepsi arsız, hırsız, yüzsüz, namussuz çıkıyordu. Tam iki sene bir adam akılsına rast gelmedi. Malı, mülkü varken, hiç bir sıkıntısı yokken, bu hizmetçi üzüntüsünden zayıflıyor, sararıp soluyordu. Baktı olmayacak! Yine yüksek ökçeli iskarpinlerini giydi. Hizmetçilerinin hırsızlıklarını, uğursuzluklarını, namussuzluklarını göremez oldu.
       Benzine kan geldi. Vâkıâ yine, başı dönmeğe başladı. Fakat sesi işitilmeyen ökçesiz terlik giydireceğini düşünerek, doktora kendini göstermiyor:
       - Hiç olmazsa, şimdi yüreğim rahat ya...
       Diyordu.


       Ömer Seyfettin


Bu sayfaya henüz yorum yazılmadı.





Editör Bilgileri

Oyhan Hasan Bıldırki

Emekli


Editöre Ulaşın

En Son Güncellenenler

freebsd
apiterapi
azdavay_bakirci
aramamotorlari
uyku
kazimkoyuncu
peyzaj

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi